Todoroki Kiyora • Bölüm 1 -1/1-

“Kiyora, geçen yıl üç kez okul değiştirdin. Bu yıl olmayacak.” dedi Enji

“Ben bir şey yapmıyorum-”

Enji’nin bakışıyla cümlesini bitiremedi. Bakışlarını kaçırdı sırayla kardeşlerine baktı; üçü de susuyordu. Natsuo sinirle ona bakıyordu, Fuyumi başını eğmişti, Shoto ona bakmıyordu bile.

“Odama çıkabilir miyim baba?”

Enji kısaca başını salladığında sessizce yerinden kalkıp odasına çıktı. Kapıyı kapatır kapatmaz ışığı bile açmadan kendini yatağına attı. Kendini yorgun hissediyordu; lisenin ilk haftasının tıpkı öncekiler gibi başlamıştı. Derin bir nefes bıraktı; dedikodular başlamıştı. Yavaşça gözleri yaşarmaya başladığında onları sıkıca kapattı. Neden değiştiğini anlayamıyordu; küçükken arkadaşları vardı, onlarla oynardı. Natsuo bile onunla oynardı.

Odasının kapısı çaldığında zar zor yerinde doğruldu. Her yeri ağrıyordu.

“Daha kalkmadın mı? Okula geç kalacaksın. Babam fark etmeden hazırlan lütfen.” dedi kapının diğer tarafından Fuyumi yumuşak bir sesle.

“Hazırım.” diye yalan söyledi hızlıca yerinden kalkarken, koşar adımlarla üniformasına gidiyordu; gömlek, pantolon, kravat, ceket… En son uzun saçlarını düzgünce toplayıp alçak topuz yaptı, önüne düşen birkaç kuzguni tutamı kulaklarının arkasına sıkıştırıp kahvaltıya indi.

Herkes masadaydı, onlara bakmamaya çalışarak yerine oturdu ama Babasının bakışlarını hissedebiliyordu. bakışları çoğunlukla onu tartardı; nasıl görünmesi gerektiği, ne giymesi gerektiği, dikkat çekmemesi gerektiği…

“Geç kaldın. Shoto çıkmak üzere, Fuyumi de çıkıyor. Bugün tek başına gideceksin.”

Yerinden kalkmakta olan Shoto’ya baktı, sonra daha dolu olan tabağını bırakıp kardeşine yetişebilmek için yerinden kalktı. Shoto ondan on gün küçüktü ama ortaokulda büyük olan o gibiydi; Kiyora okul değiştirene kadar Kiyora’yla okula yürürdü ama sonrasında, okulda onunla iletişim kurmazdı, zaten evde de iletişim kısıtlı olurdu. Shoto’nun eğitimi farklı ve özeldi.

“Seninle yürümeyeceğimi biliyorsun değil mi?” dedi Shoto ona yetiştiğinde. Hiçbir şey söylemeden yönünü değiştirdi, okulu diğer taraftaydı zaten.

“Siyah saçlı Todoroki’yi duydun mu? Bizim okula geliyormuş.” dediğini duydu bir kızın. Kız onu görmüştü ve bunu Hina’nın gözlerine bakarak söylemişti.

“Quirkless olduğunu duydum-” dedi bir kız ama bir başkası tarafından kesildi.

“Nasıl olabilir ki? Babası Endeavor, o bir Todoroki.”

Aralarından sessizce geçti, bir şey demiyordu. sadece birinin, “Haksızlık!” dediğini seçebildi; bir erkek sesiydi ve hırçındı. Sesin sahibini görmek istemedi ama muhtemelen bir iki güne görecekti.

“Gerçekten dedikleri kadar varmışsın!” diye bağırdı, yolunu kesen bir genç. Rahatsız edici bir gülümsemesi vardı ve ses tonunu düşürerek devam etti. “Seni ortaokuldayken duymuştum. Son sınıfın bir dönemi bizim okuldaymışsın. Gerçekten bir quirkin yok mu? Baban, abilerin, ablan… saklıyor olabilir misin prenses?”

“Saklamıyorum. Yok.”

Genç adamın yanından geçmek için adım attığında oğlan kıkırdadı, “Yazık.” dedi ve sanki hiç konuşmamış gibi çekip gitti ve ancak o zaman koridorda pek çok öğrencinin onu izlediğini fark etti. Hepsinin bakışlarında anlamsız bir kıskançlık vardı.

Son yıllarda hep yaptığı gibi başını önüne eğip kulaklarının arkasına sıkıştırdığı tutamları serbest bıraktı, yüzünü gizlediğinde daha rahat hissediyordu. Dersin başlamasına ne kadar vardı bilmiyordu ama saatine bile bakmadan sırasına oturmayı istiyordu.

Sınıf istediğinden daha hızlı doluyordu, hatta kapıdan geçen diğer öğrenciler bile birkaç saniye duraksayıp ona bakıyordu ve onu en rahatsız eden yanı bunu gizlemiyorlardı bile. Hepsi doğrudan ona daha doğrusu gözlerine bakıyorlardı.Dışarıyı görebilmek için cam kenarındaki en arka sıraya oturmuştu ama şimdi kapının dışından bile rahatça görülebildiğini fark etmişti. Etrafa bakındı belki diğer köşede bir masa bulabilirdi ama yoktu sınıf zaten dolmuştu.

Zaman zaman üzerine düşen bakışları hala görebiliyordu. Gözleri duvarda son derece yavaş ilerleyen saate kaydı beş dakikaya öğretmen gelecekti ve ders başlayacaktı. Kadının ona hiçbir faydası yoktu. Kadın daha ilk gün “Size karşı bir ayrıcalık tanımayacağız Bayan Todoroki.” demişti ve kenara çekilmişti ama en azından ders anlatıyordu da dikkatler kayıyordu.

Öte yandan bu gereksiz açıklama öğrencilerin cesaretini körüklemişti, öğretmenleri bile bu durumu dikkat çekmesine bağlıyordu. “Bayan Todoroki quirkless bir genç kız olarak fazla dikkat çekiyorsunuz. Bu hayatınızın her alanında olacak.” gibi saçma sapan bir şeyler söyleyip onu geçiştirmişti bir erkek öğretmeni.

Ama en aklında kalan, “Babanız buna ne diyor?” sorusuydu ve tabi ki buna cevap verememişti; Shoto gibi değildi ve dahası Natsuo ve Fuyumi’nin de quirkleri vardı. O ise hem quirklessti hem gereğinden fazla dikkat çekiyordu.

O gün sessizce konuyu kapatmıştı.

“Todoroki, dikkatini derse ver.”

Kafasını kaldırdığında yine ona bakıyorlardı. “Tamam.” diye mırıldanıp tahtaya döndü; tahta bomboştu ve kadın ders anlatmıyordu.

“Bu dersi tanışmaya ayırmaya karar verdim. Abin Shoto UA’daydı değil mi?”

Shoto’nun ondan on gün küçük olduğunu söylemedi sadece, “Evet öğretmenim.” demekle yetindi.

Sonrası oldukça can sıkıcıydı, önce Todoroki’lerin quirklerinden bahsettiler ve sonra Kiyora’nın quirkless oluşu ama buna rağmen bir pro hero kadar güzel oluşundan… sonrasındaysa sınıfın geri kalanı övünerek quirklerinden bahsetmişti; bazıları neredeyse UA’ya girmek üzere olduklarını ama çok küçük farklarla kaybettiklerinden bahsetmişlerdi.

“Abin önerilen öğrencilerdenmiş, doğru mu?” dedi bir kız yüzünde büyük bir hayranlıkla.

“Hem babası gibi ateşi hem annesi gibi buzu var ve babası Endeavor. Tabi ki onu önerecekler! Ne bekliyorsun ki?” diye patladı siyah saçlı oğlan, bu onu koridorda durduran oğlandı ve aynı gülümsemeyle yine Kiyora’ya bakıyordu.

Sınıftan uğultular yükselirken “Doğru.” diye mırıldanarak öğretmene döndü ama oğlanın ona bakmaya devam ettiğini göz ucuyla görebiliyordu.

Dersin geri kalanı da farklı değildi. Konu hiç değişmemişti. O oğlan da onu izlemekten hiç vazgeçmemişti.

Zilin çalmasıyla yine aynı oğlanın sesini duydu. “Adım Kai. Söylemiş miydim?”

“Todoroki Kiyora…”

Kai keyifli bir kahkaha attı. “Seni tanımayan mı var Todoroki Prensesi?”

Kiyora irkilerek sandalyesinde biraz gömüldü, sesi samimi gibi dursa da gözlerinde bir parıltı vardı, ondan hiç ayrılmıyordu.

Kai masaya oturuverdi. Oğlanın bu hareketi sanki çok ses çıkarmış gibi dikkatleri topladı, kafalar onlara dönerken Kai umursuyor gibi durmuyordu; onlara bakmıyordu bile.

“Peki Todoroki Prensesi sence anlaşabilir miyiz?” Masanın üzerinden hafifçe eğilmiş Kiyora’nın yüzünü inceliyordu ki bir an durup geriye çekildi. “Belli belirsiz çillerin var. Burnunda.” deyiverdi.