Şaşkına döndü ve ne diyeceğini bilemedi, uzaklaşmış gibi dursa da hala yakındı ve gözlerinde hala o parıltı vardı. O parıltı gitmiyordu, sönmüyordu, Kiyora’dan da ayrılmıyordu bir saniye olsun.
“Kai. Sıramdan inebilir misin?”
Kai gülümsedi ama hareket etmedi. “Todoroki Prensesi, sol gözün mavi değil biliyor muydun? Lila. Hiç söyleyen olmuş muydu?”
“Hatırlamıyorum. Olmuştur muhtemelen.” Çocuk bu kadar yakınken nefes alması zorlaşıyordu.
Genç adamsa onun bu halini görmesine rağmen aldırmadan rastgele şeylerden bahsediyordu, arada Shoto’ya laf sokuyordu. Shoto’dan hoşlanmadığını saklama gereği duymuyordu bile. UA’dan da bahsetmişti, okula girmek istemediğini söylese de sınavı denediğini de söylemişti.
“Kendimi denedim” duraksadı. “Shoto orada olsaydı onu da görmüş olacaktım.”
“Quirk’ün ne ki Kai?”
Kai’ın gözleri bu soruyu bekliyormuş gibi daha fazla parladı. “Kül ve su yarı yarıya.”
Kiyora olduğu yerde dondu, geriye bile gidemedi zaten arkasında pencere ve duvar vardı. “Kai, zil çalmak üzere. Sırana git.”
“Bence önündeki sıraya geçebilirim. Seninle daha fazla konuşmak isterim.”
Kai zil çaldığında dediğini yaptı, öğretmen gelmeden önündeki çocukla yer değiştirdi ve yetmezmiş gibi ara sıra göz ucuyla geriye bakıyordu. “Eve kadar yürümek ister misin?” sesi alçaktı ve tahtadaki soruya dalan öğretmen Kai’ı duymuyordu.
“Abim gelecek gibi…” tam net olamıyordu da. Kai ilgiyle geriye yaslandı. Sesini biraz daha alçalttı. “Todoroki Natsuo mu Shoto mu?”
“Şimdi öğretmen fark edecek Kai.” Kalbi yavaşlıyor muydu yoksa hızlanıyor muydu emin değildi.
“Hangisi?”
“Natsuo…” duraksadı. “Kai önüne dön lütfen.”
Sonraki teneffüsler ve dersler daha kötüydü. Sınıf derslerde ara sıra gizli gizli onlara bakıyordu, teneffüslerde ise doğrudan bakıyorlardı ama Kiyora’nın aklında sadece Natsuo’nun bugün gelmeyeceği vardı. Shoto da gelmezdi.
“Gözlerin mi doldu senin?” Kai yine masasının üzerinden eğildi, bu mesafeden oğlanın gözlerindeki çilleri görebiliyordu ve sadece ona odaklandığını da…
“Hayır!” sesi çatallandı, o kadar alçalmıştı ki Kai anlamasına rağmen sanki anlamamış gibi daha da odaklandı.
Okul çıkış zili çaldığında neredeyse uçarak çıktı sınıftan, ona yetişmesini istemiyordu.
“Todoroki Prensesi. Abin gelmeden biraz konuşsak olmaz mı?”
“Aslında gelemeyecek. Eve tek başıma gideceğim.”
“O zaman sana eşlik edebilirim.”
Hayır diyemedi, evet de diyemedi. Birkaç dakika sonra yanında Kai da yürüyordu.
“Yapmak zorunda değildin. Tek başıma gidebilirdim-”
“Sen o yarı yarıya olanın güzel kız kardeşi değil misin?”
Gelen yeni sesle durdu ve hemen sonra bir sarışın, tam karşısında duruyordu. Şaşırtıcı derecede geniş bir gülümsemeyle ona bakıyordu. “Bir dönemin yarısına kadar benim okulumda olduğunu duymuştum.” yine duraksadı kısa bir an Kai’a bakıp yeniden Kiyora’ya döndü. “Senin sol gözün lila mı? diğeri macenta… Abin gibi heterokromiksin.”
Kai yürümeye devam etmeden önce sarışına baktı. Sarışın ise bir şeyler anlamış gibi güldü ve “Neito” diyerek kendini tanıttı.
“Peki sen kimsin Neito?” sesi kararsızdı. Çocuk son derece ilginçti, hemen soluna yerleşmiş ve onlarla yürümeye başlamıştı.
“Abinin arkadaşı demeyeceğim ama aynı okuldayız.” deyip sustu. Sonrasında yol boyunca iki genç de sessizdi ama kurdukları atmosfer Kiyora için boğucuydu, yaptıkları tek şey ara sıra Kiyora’ya kısa bir göz atmaktı.
“Ben… yolun geri kalanını yalnız gidebilirim” kafasını önüne eğmiş cevap beklemeye koyuldu. Önce iki genç de konuşmadı, sonra Neito’nun sesi geldi.
“Gerçekten mi?” biraz alaycıydı ama kesinlikle gitmeye niyeti yoktu. Sonrası yine boğucu bir sessizlikti; Kai yakındı, Neito bunun farkındaydı.
Evinin bulunduğu sokağa girdiğinde biraz olsun rahatlayabildi, tek korkusu babasının ya da kardeşlerinden birinin evde olmasıydı.
“Shoto okuldan çıkmıştı. Şimdi onu göresim yok, Todoroki Prensesi.” Kiyora şaşkınca Neito’nun arkasından bakakalmışken Kai’ın da sarışına olan bakışlarını neredeyse göremiyordu; son anda görmüştü yoğun bakışları, hesapçıydı.
“Kai…”
“Küller de alev alabilir mi dersin?”
Bir yanıt yazın