Todoroki Kiyora • 3. Bölüm -Kısım 1-

Kai’a bakmadan sırasına çantasını yerleştirdi. Göz ucuyla gördüğü kadarıyla Rosi de onu takipliyordu. Bir roman açıp yüzünü kitaba iyice gömdü, tüm sınıf görüş alanından çıkmıştı.

“Todoroki Prensesi, o güzel gözlerin bozulacak.”

İrkilerek kafasını kaldırdığında Kai onu ilgiyle inceliyordu, bakışları saçlarından gözlerine kaydı ve orada kaldı. “Öğle arasında dışarıya çıkmaya ne dersin?”

“Kai, öğle arası okuldan ayrılmak için iznim yok.”

Kai sinsice gülümsedi. “O zaman kaçmaya ne dersin? Korkma kaybolmana izin vermeyeceğim.”

“Hayır. Bunu yapamam.” Kai’ın yüzünün düşmeye başladığını gördüğünde, “Babam bunu öğrenir” diye geveledi ama oğlan ikna olmamıştı, yüzündeki sinsi gülümseme sonunda tamamen kaybolmuştu, sol gözünün seğirdiğini gördü.

“Kai…”

Kai ses vermeden yüzünü incelemeye koyuldu. “Bir öğle arasıydı Todoroki Prensesi. Buraya geri geleceğini söyledim. Sana sahip çıkacağım” sesi her cümlesinde yavaşça alçalmıştı son kelimeleri zar zor duymuştu.

Kai’ın yüzüne bakmaya çekinerek bakışlarını kaçırdı ve beklemediği bir şekilde onlara fazla yakın olan Rosi’yi fark etti, kız Kai’da olan bakışlarını Kiyora’ya kaydırmıştı. Kai’ı duyduğunu anladı ve şimdi gözlerini Kiyora’dan ayıramıyordu.

“Todoroki Prensesi!..” dedi Kai ama devamını getirmedi, bakışları onları dinleyen üçüncü kulağa; Rosi’ye kaydı.

Kiyora kızın oturduğu yerde kasılarak başını kapıya çevirişini izledi.

“Bizi dinlediğini fark etmedim mi sanıyorsun Rosi?”

Rosi, Kai’ın sorusuyla yerinden kalktı ve kapıya yöneldi. “Kızlar kantinde bekliyor” gibi bir şeyler diyerek koşar adımlarla sınıftan çıktı.

Öğle arası yemekhanenin en köşesine geçti. Bazı öğrenciler onu fark ediyordu bazıları görmezden geliyordu. Çevresine oturanlar bile o yokmuş gibi davranıyordu.

Tabldotunda fazla bir şey yoktu. Sadece midesinin kasılmasını önlemek için birkaç şey almıştı.

“Neden hayır dedin ki?”

Masaya bir şey çarptığında irkildi. Kai sinirli ve suçlayıcı bir ifadeyle karşısına yerleşiyordu. “Sana çok güzel soba ısmarlayabilirdim” diye söylendi. Tabldotuna bakmıyordu bile. Çorbası biraz dökülmüştü.

“Sana bir şey demedim Kai, gidebilirdin ama ben gelemem.”

“Biliyorum, baban bunu öğrenir, abilerin bunu öğrenir… ama o kadar önemli mi?”

Udondan biraz alıp ağzını doldurdu. Kai ise gözlerini ondan ayırmıyordu, tüm hareketlerini mercek altına almış gibiydi. Öfkesi yüzünden okunuyordu, bir şeyler söyleyecek oluyordu sonra susuyordu.

Ağzındakini yuttuğunda çevrelerinde öğrenci kalmamıştı sonuncusu da şimdi biraz ileriye kaymıştı. Tekrar Kai’a döndü, çocuk farkında bile değil gibiydi.

“Sakin ol Kai…”

“Ben zaten sakinim Prenses.”

Henüz bitmemiş tabldotunu alarak masadan kalktı ve çıkışa yöneldi. Natsuo’dan onu almasını isteyecekti. Tabldotu kirlilerin arasına bırakıp idare odasına doğru gitti. Natsuo’ya Kai’dan bahsedemezdi, kızardı. “O zaman hasta olduğumu söyleyeceğim.” dedi kendi kendine.

Okulun geniş ve ferah koridorlarından hızlıca geçti, onun bu haline anlam veremeyen öğrencilere karşı kulaklarını kapatarak adımlarını biraz daha hızlandırdı ve sonunda kapıyı çalmayı dahi unutarak müdür yardımcısının odasına girdi.

“Affedersiniz hocam…”

“Bayan Todoroki kapıyı çalmadın.” diye böldü adam onu.

“Özür dilerim. Kendimi çok kötü hissediyorum. Abime haber vermeniz mümkün mü?” İşin kötü yanı bu yalan değildi, midesi kasılıyordu artık.

“Sadece iki ders kaldı, dayanman mümkün değil mi?” Adam doğruyu söyleyip söylemediğini anlamaya çalışıyor gibiydi. “Abini bu kadar basit bir şey için çağırmak istediğine emin misin?”

Sadece başıyla onayladı. Adam gönülsüzce telefonunu Kiyora’ya verdi. Kiyora telefonunu alır almaz zaman kaybetmeden rehberden Natsuo’yu buldu. Telefon ikinci çalışta açıldı.

“Kendimi iyi hissetmiyorum. Beni almaya gelebilir misin?”

Telefonun diğer ucunda uzun bir sessizlik oldu ardından Natsuo’nun sesini duydu. “Çok mu kötüsün? İki dersin kalmadı mı?”

“Lütfen abi” dedi sadece

“Geldiğimde eşyalarını toplamış ol.”

Telefon kapandı.

“Natsuo geliyor. Toparlanmamı söyledi. Teşekkür ederim öğretmenim.”

Müdür yardımcısı kafasını sallamakla yetindi. Kiyora adam daha ağzını açamadan koşarak odadan çıktı, öğle arasının bitmesine henüz on beş dakika vardı.

Sınıfa girer girmez eşyalarını alelacele toplamaya başladı. Sınıftaki az sayıda öğrenci onu izliyordu, onları görmezden gelerek defterini de çantasına tıktı, ardından yine hiçbirine açıklama yapmadan sınıf kapısını açtı.

“Nereye gidiyorsun?” Rosi sırasına yatmıştı neredeyse.

“Biraz hastayım abim geliyor. İzin aldım.”

Rosi bir şeyleri anlamaya çalışıyor gibi duraksamıştı. “Geçmiş olsun” demekle yetindi.

Natsuo gelene kadar müdür yardımcısının odasından çıkmadı. Çantasına sıkıca sarılmış ve pencere kenarına oturmuştu, temiz hava iyi geliyordu ama midesindeki kasılma geçmiyordu.

Eve doğru yürürken Natsuo tam yanındaydı.

“UA’da saldırı olmuş. USJ’de…” deyiverdi, sesini sakin tutmaya çalışsa da alttan alta aşırı gergindi ve biraz da sinirliydi.

“Shoto’nun sınıfı mı?” çekinerek sordu, Natsuo’yu aradığı için pişman olmaya başlamıştı. Shoto kim bilir neyle burun buruna gelmişti ve belli ki Natsuo da böyle düşünüyordu.

“Evet 1/A.”

“Seni meşgul etmemeliydim.”

Natsuo cevap vermedi. Adımları seriydi. Arada Natsuo’nun gerisinde kalıyordu…

“Peki onlara bir şey olmuş mu?” dedi abisine bir kere daha yetiştiğinde.

“İyiler.”

Sonrasında yol boyunca konuşmadılar; Kiyora, Shoto’yu görmek istiyordu, ellerini formasının ceplerine yerleştirip içinden pek çok deneme yapmaya başlamıştı. Konuşabilirlerdi.

Eve girdiğinde doğrudan salona gitti, Natsuo öğrencilerin evlere dağıtıldığını söylemişti.

“Shoto!”

Seslendi, ses gelmedi. Kardeşini salonda göremeyince doğrudan Shoto’nun odasına çıktı, kapının önünde bir an duraksadı. Derin bir nefes alıp kapıyı çaldı; içeriden ses gelmeyince çekingence kapıyı açtı. Shoto masasına oturmuş ders kitabına odaklanmıştı.

“Shoto olanları duydum. İyi misin? Ne oldu?”

Cevap beklerken yatağa oturdu ve beklemeye koyuldu, cevap gelmedi. Bir süre daha bekledi. “Shoto?” dedi tekrar…

Shoto onu duymamış gibiydi. Kitabına odaklanmaya devam ediyordu.

“Sanırım iyisin” dedi ama sesi pek çıkmamıştı Shoto da duymamıştı. Kapıyı yumuşakça kapatıp kendi odasına geçti. Üzerini dahi değiştirmeden bilgisayarının başına geçip olayları araştırmaya başladı. Sınıf öğretmenleri yaralıydı ama çocuklar iyiydi. Okul önlem olarak iki hafta ara vermişti.

Okulun basında yayınlanan görsellerini biraz daha inceledi USJ dedikleri yerin fotoğrafı da vardı. Farklı farklı sitelere bakmaya başladı; her sitede yeni bir detay vardı.

Akşam yemeği vaktinin geldiğini Fuyumi seslenene kadar fark etmemişti. Aşağı indiğinde Shoto kısacık bir an ona bakıp yeniden önüne döndü. Yemek Kiyora’nın beklediğinden sakindi. Babası Shoto’nun iyi olduğunu öğrendiğinde üzerinde çok durmamıştı.

Gönülsüzce tabağındaki sobaya baktı, midesindeki kasılmayı hafifçe yeniden hissediyordu.

“Yarın evde kalabilir miyim?”

Masada bir süredir devam eden gergin sessizliği böldü, yüzünde biraz umut vardı. Babası bir süre konuşmadı ama pek memnun da görünmüyordu.

“Bu kadar kırılgan olma Kiyora, Shoto bugün bir saldırı atlattı ve senin kadar kırılmadı.”

Ne diyeceğini bilemeden kaldı. Shoto’ya baktı, her zamanki gibi uzaktı, yeniden sobasına döndü ama midesindeki kasılma daha da artmıştı. Midesindeki kasılmaya aldırmadan hızlandı, ağzındaki lokmayı yutmadan yenisini alıyordu bir süre sonra.

“Kiyora, yavaşla…”

Kafasını kaldırdığında Natsuo kaşlarını çatmış ona bakıyordu, Fuyumi endişeli görünüyordu Shoto bile ona bakıyordu; yüzü ne düşündüğünü belli etmiyordu.

Yavaşladı, en azından art arda lokma almayı bırakmıştı. Tabağındakileri bitirdiğinde tabağını makinaya yerleştirdi.

“Kiyora üzerini değiştirmemişsin.”

Enji’nin sözleriyle üzerine baktı. Üniforması hâlâ üzerindeydi ama dağınık görünüyordu.

“Git üzerini değiştir” dedi Enji alçak bir sesle, sıkılmış gibiydi.

Bölümler

Bölüm • Giriş

Bölüm • 1 -Kısım 1-

Bölüm • 1 -Kısım 2-

Bölüm • 2 -Kısım 1-

Bölüm • 2 -Kısım 2-

Bölüm • 3 -Kısım 2-

Bölüm • 4 -Kısım 1-

Bölüm • 4 -Kısım 2-

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir