Okul bahçesine girer girmez gözleri Kai’ı aradı; bahçede görünmüyordu. Hızlı adımlarla sınıfa çıktı. Kapıdan içeri adım attığı anda birkaç saniyeliğine duraksadı. Kai sırasında oturuyordu ve onu gördüğünde oturuşunu dikleştirmişti.
“Daha iyi misin?” dedi sesinde bir soğukluk vardı.
“Evet.”
Adımları geri gitse de sırasına geçti. “Dün aniden oldu. Natsuo’yu aramak zorunda kaldım.”
“Todoroki Prensesi, böyle durumlarda bana da haber vermeni isterim. Aklım sende kalmamış olur. Anlıyorsun değil mi?” Sesi yumuşamıştı.
Kiyora’nın sırtından aşağı bir ürperti geçti. Onun bu kararsızlığıyla Kai’ın bakışları da yumuşamıştı. Sanki biri bir düğmeye basmış kadar aniydi.
“Cevap vermedin Prenses.”
“Kai…”
Sınıfın kapısı bir kez daha açıldığında rahatladı bu defa gelen öğretmenleri Bayan Watanabe Aoi gelmişti. Gözleri kadını takip etmeye başladı, Kai da önüne dönmek zorunda kalmıştı. “Teneffüste konuşuruz” diye fısıldamıştı.
Derin ve sesli bir nefes verdi, sınıftaki birkaç kişi ona dönerken öğretmen fark etmemişti.
“Bir şey mi oldu Todoroki Prensesi?” sordu Kai arkasını dönmeden. Cevap gelmeyince sesini biraz yükseltti. “Todoroki Prensesi bir şey mi oldu?” Bu defa Bayan Watanabe de duymuştu, kadın da ona dönerek, “Bayan Todoroki bir şey mi oldu?” diye sordu.
“Hayır, iyiyim sadece kısa bir an başım döndü.”
Bayan Watanabe kaşlarını çattı. “Bir problemin varsa revire gidebilirsin. Arkadaşlarının dikkatini böyle dağıtmamalısın.”
Başını sallayarak yerinden kalktı. Kai’a bakmaya çekinerek kapıya yöneldi, bacakları titremeye başlamıştı. Ağlamamak için kendini sıkıyordu; Bayan Watanabe’nin ondan çok hoşlanmadığını ilk derste sezmişti; dersi uzun uzun tanışmaya ayırmıştı.
Usulca revirin kapısını çalıp içeriye girdi. Siyah saçlı okul hemşiresi nazikçe gülümsedi. “Bayan Todoroki…” deyip sedyeyi işaret etti.
“Ben… Sadece bir anlığına başım döndü. Sorun yok.”
Kadın gülümsemeye devam ediyordu. “Bir şey olmadığına emin misin?” Okul telefonunu uzattı. “Ailenden birini arayabilirsin.”
Ona bakıp başını iki yana salladı. “Ben iyiyim. Dinlenirsem geçer.” Yavaş hareketlerle sedyeye uzanıp yeni boyanmış tavanı izlemeye koyuldu. İyi hissetmiyordu; ne olduğunu bilmediği bir şey hissediyordu ve daha dün Natsuo gelmişti. Yutkunup gözlerini kapattı. “Biraz burada kalabilir miyim?” diye sordu. Gözlerini açtı ama hemşireye bakamadı tavanı izlemeye kaldığı yerden devam etti.
“Elbette, ne kadar istersen… ama abini ya da babanı aramamı istemediğinden emin misin?”
“Evet. Kardeşlerim okullarındadır, babam da meşguldür.”
“Anlıyorum” dedi yumuşak bir sesle. “Ama seni muayene etmemde bir sakınca var mı? Bu prosedür.” Ayaklanmış sedyeye yaklaşıyordu. Hâlâ tavanı izliyordu Hemşirenin ayakkabılarından gelen tok sesleri dinledi.
İyice yaklaştığında doğrulup kadına izin verdi.
“Ben Hana,” dedi hemşire. Şimdi tam sedyenin dibindeydi, karşısındaki öğrenciyi tanıyordu. Geçen hafta da bir kere gelmişti. Kızın hafifçe allaşmış yanaklarına ve burnuna baktı. Elini alnına götürüp ateşini kontrol ettiğinde biraz terli olduğunu gördü ama ateşi yoktu.
“Bayan Todoroki… Sana Kiyora diyebilir miyim?” Kiyora başını salladığında devam etti. ” Kiyora ateşin yok ama kızarıyorsun, üstelik alnın biraz terlemiş. Elini yüzünü bir yıkayıp gelebilir misin?” genç kızın yerinden kalkmasını dikkatle izledi ve ajandasına notlarını tutmaya başladı. O yazdığı sırada Kiyora revirden çıkmak üzereydi. “Sınıfa değil doğrudan buraya gel. Öğretmenine haber vereceğim ve eşyalarını buraya isteyeceğim.”
Kiyora çıktığında durdu ve yazdıklarını gözden geçirmeye başladı, hemen köşeye Todoroki Enji ile görüşme yapılacak diye bir not düştü. Buraya çoğunlukla yaralanan öğrenciler gelirdi ya da hastalık belirtisi olan öğrenciler gelirdi. Gelenler yardım isterdi ama bu kızda bunu görememişti. Kalemini yeniden eline alıp not çıkarmaya devam etti; olabildiğince detaylı tutuyordu. Kişisel yorumlarını ayrıca ekliyordu.
Kiyora tekrar gelip sedyeye oturduğunda ajandasını bırakmadan genç kıza baktı. “Başın tekrar döndü mü? Ya da başka bir şey oldu mu?”
Kiyora’nın başını iki yana sallamasını izledi. Her hareketini izlemeye özen gösteriyordu. “Şimdi öğretmenine burada kalman gerektiğini haber vereceğim. Sedyeye uzanabilirsin.”
Dahili hattan öğretmenle kısa bir görüşme yaparak Kiyora’nın eşyalarını istedi. Bir yandan da Kiyora’nın tepkilerini de izlemeyi ihmal etmiyordu.
Bayan Watanabe telefonu kapattığında sınıfa bir göz attı. Öğrenciler merakla ona bakıyordu. “Bir şey mi oldu öğretmenim?” dedi Rosi elini kaldırarak.
“Bayan Todoroki derse dönemeyecek. Hemşire eşyalarını revire istiyor.”
“Ben götürebilirim” dedi Kai, o tam bu görevi Rosi’ye verecekken.
“Pekala Kai” dedi oğlanın hızlıca yerinden kalkmasını izlerken. Kai alelacele her şeyi tek bir göze doldurdu ve hızlıca fermuarı kapatıp sınıftan çıktı.
Bayan Watanabe Kai’ı izlerken bir başka öğrencisinin de bu çocuğu dikkatle izlediğini fark etmemişti üstelik bu öğrenci olan Rosi’nin bakışlarında biraz da endişe vardı.
Bayan Watanabe yeniden sınıfa döndü.
Revir kapısı çaldığında Kiyora kapıya baktı; Kai çantasını sırtına asmış ve okul ceketini omzuna atmıştı ve doğrudan ona bakıyordu. Bayan Hana’ya bakmamıştı.
“Eşyalarını getirdim” dedi.
Kiyora ne yapacağına karar veremedi; biraz kıpırdandıktan sonra uzandığı yerden Kai’ın çantasını ve ceketini hemşire masasının yanındaki sandalyeye koymasını izledi.
“Çıkışta seni almaya gelebilirim” dedi ona dönerek, bakışları önce memnuniyetsizdi hemen ardından tatlı bir şefkat belirdi. Kiyora’nın bakışları Hemşire Hana’ya kaydı; Kai’a bakıyordu…
“Senin dersine dönmen daha uygun olur aslında.”
Bayan Hana, Kai’a nazik bir hareketle kapıyı işaret etti ve Kai çıkıp kapıyı kapatana kadar bir şey söylemedi.
“Kiyora…” dedi. “Ailenden birine haber vermemi ister misin?” Sesinde ısrar vardı. “Buna gerek olduğunu söyleyeceğim. Hatta ben konuşabilirim senin adına.”
“Ben kendim gidebilirim.”
“En azından çıkışa kadar burada kalmaya devam et.” Kiyora’ya pencere kenarında perdesi olan bir sedye gösterdi. Genç kız sedyeye uzanırken notlarına döndü bu defa kırmızı bir kalem aldı. İlk yaptığı şey görüşme notunun altını çizmek oldu, ardından kırmızı kalemle devam etti takip edilmesi gerektiğine dair bir not daha aldı.
Kiyora’ya söylemese de Todoroki Enji ile en kısa sürede görüşmek istiyordu.
“Kiyora, anlatmak istediğin bir şey varsa, dinleyebilirim. Ailenle görüşebileceğimi zaten söyledim.” kızdan ses çıkmayınca masasından kalktı. Sedyeye yaklaşıp dikkatlice perdeyi araladı; uyuyordu. Perdeyi yeniden kapatarak yeniden masasına döndü, Okul çantasını ve ceketini de sedyenin kenarına bıraktı. Kiyora gelmeden önce öğrenciler hakkında doldurulmuş formları inceliyordu ve yeniden o işine döndü.
Dosyayı kurcalamaya ve birinci sınıflar arasında Todoroki Kiyora adını aramaya başladı.
Beş dakika kadar sonra formu bulduğunda okudukları onu rahatsız etti. Ortaokulun son yılında üç kez okul değiştirmişti ve bu duygusal olarak fazla hassas olmasına başlanmıştı. Kimse sebebini not almamıştı.
Okul çıkışına kadar sadece yanlışlıkla kendini yaralayan bir öğrenci gelmişti ve bir de Kiyora’nın eşyalarını getiren çocuk onu görmek istemişti. Durumun müsait olmadığını söylemesiyle fazla ısrar etmemiş ama onu almak için gelebileceğini yinelemişti. Çocuğu açıkça terslememişti ama tek başına gidebilecek durumda olabileceğini yalnızca biraz dinlenmeye ihtiyacı olduğunu söylemişti.
“Kiyora” dedi nazikçe dokunarak. “Çıkış saati geldi.”
Kızın gözlerini açmasını izledi, uyku mahmuru gözleri etrafta dolanıp en son onda kaldı. Nerede olduğunu anlamaya çalışıyordu.
“Bunu yine söylemek isterim. Birini arayabilirim; buna gerek gördüğümü söyleyeceğim.”
Kiyora bir şey demeden ceketini giyip çantasını aldı ve ardından ona bakmadan revirden çıktı. O revirden çıkar çıkmaz pencerenin kenarına geçti; revirin penceresi okul bahçesinin ana giriş kapısını görüyordu. Dakikalarca izlemesine rağmen kapıdan çıktığını görmedi.
Bir yanıt yazın