Todoroki Kiyora • 4. Bölüm – Kısım 2-

Okul bahçesinin arka kapısından çıktı. Eve giden yola bir göz atıp, birkaç dakika ne yapacağını düşündükten sonra farklı bir yoldan gitmeye karar verdi. Sakin adımlarla evine giden yolun tam tersi yönde yürümeye başladı.

Sokaklar kalabalıktı, çoğunluğu dağılmakta olan öğrencilerden oluşuyordu. Aralarından geçerken çarpmamaya dikkat ediyordu ama aklı yavaş yavaş Kai’a kaymaya başlamıştı. Çok kızmış mıydı?

“Dur. Bunu düşünemezsin!” dedi kendi kendine azarlarcasına.

“Dikkat et!” Bir ses tiz bir sesle bağırarak ona çarpıp yanından geçtiğinde yüzüne bakmakta geç kalmıştı. Kafasını bir an geriye çevirdiğinde her kimdiyse kalabalıkta kaybolmuştu.

Kalabalık sokakta dikkatini adımlarına vererek yürümeye devam etti, kulaklığını takmıştı bir yandan da.

İlk bildirimi alması yaklaşık yarım saat almıştı ve bu Natsuo’dandı.

“Neredesin? Şimdiye evde olmalıydın.”

Ekrana baktı ardından gözleri saate kaydı, yarım saat önce evde olmalıydı. Cevap yazmak yerine telefonu cebine atıp etrafa bakındı. Sadece kafasını dinlemek istemişti ve biraz da etrafı görmek istemişti. Sakura ağaçları çiçeklenmeye başlamıştı.

Gördüğü her ağaca bakarak kaldırımda yürümeye devam etti. Adımları giderek yavaşlarken bir parkın önünde tamamen durdu sonunda. Park gözünün alabildiğine sakura ağacıyla doluydu ve neredeyse hepsi açmıştı. Hiç düşünmeden parka girip bir banka oturdu; o dakikalarda aklında yalnızca bu ağaçların ne kadar güzel olduğu vardı, bir süre sonra ağaçların güzelliğine öyle bir dalmıştı ki yanına oturan yaşlı bir kadını omzuna dokunduğunda fark etmişti.

“İyi misin? Çok uzun bir süredir dalgınsın ve telefonun durmadan çalıyor.”

Kadına cevap vermeden telefonuna uzandı. Birkaç farklı kişi aramıştı; babası, Natsuo, Kai ve Neito…

“Uyardığınız için teşekkür ederim. Gitmeliyim.” Daha lafını bitirmeden ayağa kalkmıştı. Elindeki telefonu cebine atarak kadının cevabını beklemeden koşar adımlarla parktan çıktı. Kalbi hızlanıyordu. Eve giderse ne olacağını kestiremiyordu ama gitmesi gerektiğini de biliyordu. Sokağın soluna doğru adım attığında elinde kalan kararlılığı erimeye başlamıştı. Babası kim bilir ne kadar çok bağıracaktı ve sonra Natsuo da başlayacaktı. Bu düşüncelerle durdu. Eve dönme motivasyonunu iyice kaybederek ne yapacağını bilemez halde orada; kaldırımın ortasında durdu.

“Sadece bu gece gitmesem mi?” diye sordu, sonra kendi sorusuna oldukça ikna edici bir sesle, “Olur” dedi ama gidebileceği herhangi bir yer de yoktu.

“Eve dön Kiyora!” diye azarladı kendini sokakta gece boyunca ne yapacaktı ki?

Acele adımlarla yürümeye başladığında nereye gideceğini bilmediğini fark etmesi uzun sürmedi. Buraya gelmişti gelmesine ama ne taraftan olduğunu tam kestiremiyordu üstelik hava kararmıştı.

Derin derin nefesler alarak birkaç kararsız adım atarak devam etti. Şehrin bu tarafına gelmiş miydi hiç hatırlamıyordu. “En azından sokaklar hâlâ kalabalık” diye teselli etti kendini.

Biraz daha yürüdükten sonra aklına babasını ya da en azında Natsuo’yu aramak geliyordu. Fuyumi bu saatte çıkamazdı. Hem saate bakmak için hem babasını aramak için telefonunu cebinden çıkardığında şarjının bittiğini gördü. “Nasıl” dedi, telefonu şarj etmeyi unutmuş muydu? Revir… oradayken.

Telefonunu yine cebine atıp etrafına bakınarak sokağın soluna doğru gitmeye başladı.

Zaman geçtikçe korkusu büyüyordu. Babasını ya da kardeşlerini aramaktan vazgeçmişti saatten haberi yoktu. En sonunda bir kafeye girdiğinde gözleri ilk olarak bir saat aradı. Karşısındaki duvarda vardı ve akşam sekiz kırk beşi gösteriyordu. Bir masaya geçerek içinde yükselen o korkuyu bastırmak amacıyla başını eğmiş derin nefesler alıyordu. Yavaş yavaş… sessizce diye geçirdi içinden, insanların dikkatini çekmek de istemiyordu.

“Bir siparişiniz var mı genç hanım?”

“Henüz yok. Menüyü biraz daha inceleyebilir miyim?” Garson kısa bir bak sallamanın ardından masadan uzaklaştı. O da kenardaki menüyü eline alarak şöyle bir baktı. Aklı sanki tüm düşünceleri yarışıyormuş gibi karışıyordu. Önünde uzun bir gece vardı ve o dışarıda kalmıştı.

Bir sandalye gıcırtısıyla kafasını kaldırdı, bir genç kız tam karşısına yerleşiyordu. “Affedersin, boş masa yoktu ve sen tek başına oturuyordun. Rahatsız etmiyorumdur umarım” dedi kız duraksayarak kahverengi gözleri cevap bekliyor gibiydi.

“Yok. Oturabilirsin.”

Kız rahatlayarak geriye yaslandı. “Sende mi hayransın?”

Kızın sorusuyla afalladı.

“Burası bir tema kafe, fark etmedim deme” işaret parmağıyla etrafı işaret etti. “Nasıl fark etmezsin saat bile aynı temanın parçası.”

Kız yukarıdan aşağıya şöyle bir süzdü Kiyora’yı. “Cosplay denedin mi hiç?”

“Hayır”

“Yakışır sana aslında, bence denemelisin.”

Etrafa bu defa daha bir dikkatlice baktı. Kafe cosplayer doluydu. Renkli kostümler giymiş olan gençlerden gözlerini ayırabildiği vakit gözleri saate kaydı; dokuz otuz olmuştu ve kısa süre sonra kafe yavaştan boşalmaya da başlamıştı.

“Sen gitmiyor musun?” dedi Airi Saat on bire yaklaşırken.

Airi’e baktı. Sevimli denebilecek bir kızdı; anime kültürüne dair pek çok şey anlatmıştı. Sonra en sevdiği kahraman olan All Might’tan bahsetmişti.

“Babam almaya gelecek.” dedi odağı saate kayarken beş geçiyordu.

“Emin misin Kiyora? Saat epey geç oldu.”

İçten içe daralmaya başlamışken onayladı. “Gelecek” diye ekledi. Kendini de inandırmaya çalışıyordu.

Airi şüpheyle durdu. “Kiyora, ben tek yaşıyorum, gelmek istersen…” dedi cümlenin devamını getirmedi. Kızı saatler geçmesine rağmen kimse aramamıştı. Tam bir felaket tellalı olarak Airi’nin aklına ilk gelen Kiyora’nın evden atılmış olabileceği olmuştu.

“Babam gelecek” dedi bir kez daha ısrarla ama Airi buna inanmıyordu. Onlar konuşurken bile zaman geçiyordu ve arayanı soranı hâlâ yoktu ve burada bırakmak da içinden gelmiyordu.

“Kiyora sadece bu gece en azından.” Kızın omuzları hafif hafif titriyordu üstelik.

“Telefonumun şarjı bitti…” dedi çekinerek, kısık sesle sonunda ve ekledi. “Şarj aletimi bulamıyorum.”

“Evime gelebilirsin. Telefonun için şarj aleti de bakabilirim.”

Airi’nin küçük dairesine bir adım atacakken duraksadı, Airi’nin gülümsemesiyle içeri girdi. Airi koltuğa oturmasını söyleyene dek bekledi. “Kiyora kulesinden yeni çıkmış bir prenses gibisin.” Güldü ve odasına geçti.

Geri geldiğinde elinde mavi bir pijama takımı ve çok başlı şarj aleti getirmişti. Pijamayı nazikçe Kiyora’ya uzattı. “Sadece misafirlerim için hazırda bulunduruyorum. Eğer giymek istersen odamı kullanabilirsin.”

Kiyora All Might baskılı takıma baktı. “Teşekkür ederim” deyip Airi’nin odasına girdi. Oversize tişört ona tam olmuştu ama pijama altı kısaydı. Garip görünen halini boy aynasında inceledi. Yorgun görünüyordu, saçları dağılmıştı.

Çıplak ayaklarını yumuşak halıya sürte sürte geri salona döndü. Airi onu gördüğünde ellerini ağzına bastırdı. “Senin boyun kaç?” ama hemen sonra kahkahasını yuttu. “Telefonunu şarja tak ve ailene haber ver istersen” dedi.

Şarj aletini telefonuna takıp telefonu kendinden çok uzağa bıraktı. “Sabah açarım” dedi acı acı gülümseyerek. Airi kafası karışmış bir şekilde ona bakınca gülümsemesi biraz daha genişledi ama göz yaşları akmaya hemen hazırdı aslında.

“Airi… dinlenebilir miyim?”

“Sana şişme bir yatak ayarlayacağım bekle hemen geliyorum.”

Birkaç dakika içinde Airi salonun ortasına tek kişilik bir yatak kurmuştu ve hemen ardından odasına gitti.

“Sabah erken kalkacağız çünkü okulum var. Senin de var gibi…”

Yatağa girip gözlerini kapattı. “Tamam” dedi.

Gece boyunca durmadan uyandı. Çoğu tuhaf rüyalar yüzündendi, çok azıysa hatıra gibi duran rüyalardan dolayıydı. Shoto’yu çok net görmüştü, çocuk onun rüyasında ondan daha canlıydı.

Duvardaki analog Endeavor saatine baktı, daha beş otuzdu. Yataktan kalkarak yatağı toparladı ve kenara koydu. Telefonu konusunda kararsız kalsa da açtı. Sayamayacağı kadar fazla arama vardı. Babası, Natsuo ve Fuyumi sırayla aramıştı ama Shoto’dan iz yoktu. Kai ve Neito’dan ise mesaj spamı vardı. İki oğlan da neden ulaşamadıklarını soruyordu. Telefonu sessize alarak okul çantasının en arkasındaki göze yerleştirdi.

Airi’nin salona girmesiyle kıyafetlerine uzandı. “Ben her şey için teşekkür ederim” dedi yerinden kalkıp Airi’nin odasına geçti.

Okul formasını giyip salona döndüğünde Airi mutfaktan seslendi. “Sen de tost ister misin?” Elindeki tabakta çok az yanmış bir tost vardı.

“Bu okul şehrin diğer tarafında değil mi?” Kırmızı cekete bakarak sordu.

“Evet” diye cevap verdi. “Okula nasıl yetişeceksin ki? Yolda yersin.” Tostu uzattı, şimdi ona biraz çekingen bakıyordu.

Tostu alıp gülümsedi. “Babama veya abime haber vereceğim. Endişe etmene gerek yok.”

Airi’nin gözleri yine kırmızı cekete takıldı. Gece fark etmemişti. “O zaman çıkalım mı? Yolda bir şeyler alırım ben de.”

Kiyora ne tarafa gideceğini kestiremeden etrafa bakındı, Airi, “Babana veya abine konum at istersen” dediğinde hemen elini salladı. “Gerek yok, halledebilirim.” Tosttan bir ısırık aldı. Airi daha bir dikkat kesildi.

“Seninle bekleyebilirim.”

Gülümsemeye çalıştı. “Abim gelir birazdan” deyip yürümeye başladı. Telefonu çantasının en diplerinde bir yerdeydi. Airi ise peşinden gelmedi, ısrar da etmedi.

Bölümler

Bölüm • Giriş

Bölüm • 1 -Kısım 1 –

Bölüm • 1 -Kısım 2-

Bölüm • 2 -Kısım 1-

Bölüm • 2 -Kısım 2-

Bölüm • 3 -Kısım 1-

Bölüm • 3 -Kısım 2-

Bölüm • 4 -Kısım 1-

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir